“Çaykur çay alımına kota koymaya başlayınca, mantar gibi özel çay fabrikaları türemeye başladı. Çayı topluyoruz, Çaykur o gün çay almadı mı çay elimizde kalıyor."
Demokratik Kadın Hareketi (DKH) çalışanları; çay üreticisi kadınlarla hem çay üreticisi olarak hem de ev içi emeklerinin sömürüsü üzerine bir söyleyişi gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.
Sabah 05.00'den akşam 06.00'ya kadar, çay üretiminde çalışarak, yaşamlarını kazanmaya çalışan Karadeniz kadınlarının; emeği, özelleştirme politikaları karşısında erimeyle yüz yüze. Özelleştirme politikaları, görünüşte ezilmeyen Karadeniz kadınlarının yaşamlarını büsbütün kuşatarak, çay üreticisi kadınların emeğini geri plana atacağı açık.
Karadeniz kadınları evde ev yaşamını örgütleyen, tarlada çay üretimini örgütleyen olmasının yanı sıra ne çay cüzdanının getirdiklerinden yararlanabilen, ne de zaten daha zor alabildikleri çay parasından yararlanabilen konumunda.
“Erkekler kahvede; biz evde, tarlada”
“Buralarda hep kadınlar çalışır. Yağmur, çamur olsa da çayı zamanında toplamak zorundayız. Fabrikaların belli bir alım zamanı var. Temel geçim kaynağımız çay olduğu için engebeli, dik her yere çay ekilmiş. Sağanak yağış altında, aşırı sıcak ve nemde, dik yerlerde biz bu çayı toplarız. Erkekler akşama kadar kahvede oturur. Akşam eve geldiğinde de gün içinde fabrikaya ne kadar çay verdiğimi sorar. Az verebilmişsem bozuk atar. Evde de biz çalışıyoruz. Çaydan ıpıslak geliriz, üstümüzü bile değiştiremeden ev işlerine koyuluruz. Ancak gece yatağa girer, sabah hava bile tam açmadan tarlaya gideriz. Çocuk varsa, çocuğa kadınlardan başka bakacak kimse olmadığı için ya sıkı sıkıya beşiğe bağlarız ya da sırtımıza sıkı sıkıya bağlayıp, akşama kadar öylece çalışırız. Anlayacağın köle İzaura vardı ya hayatımız aynı öyle.” sözleriyle çay üreticisi kadınların yaşamlarını anlatan, Saadet Demiroğlu, 35 senedir çay tarlasında çalışıyor. Ancak bir kere bile çaydan gelen parayı görebilmiş değil. Çay cüzdanı erkeğin adınadır ve erkek bu cüzdana sahipliği üzerinden sigortası olabiliyor. Kadının ise sigortası yoktur; çay cüzdanına sahip olan cüzdanın her türlü ayrıcalığından da yararlanıyor. Son senelerde birçok çay üreticisi kadın çay cüzdanını ya kendi üzerine almaya ya da ek cüzdan çıkartmaya çalışıyor.
“Emeğin karşılığı; kurtlu pirinç”
“Çaykur çay alımına kota koymaya başlayınca, mantar gibi özel çay fabrikaları türemeye başladı. Çayı topluyoruz, Çaykur o gün çay almadı mı çay elimizde kalıyor. Elimizde kalınca da ne yapalım, özeller de kota koymadığı için onlara veriyoruz. Özellere de mecburuz ya çayı vermeye daha düşük fiyattan alıyor, 'işinize gelirse' diyor. İlk başlarda bizi alıştırmak için çay parasını zamanında veriyorlardı. Sonra herkes özele vermeye başlayınca, özeller bu durumu kullanarak, daha düşük fiyattan aldı/alıyor. Özel çay fabrikaları çoğunlukla da çay paralarını ödemiyor. Mesela benim 2006'dan beri almadığım çay param var. Çay parasını almaya gidince de parayı veremeyeceklerini, fabrikanın depolarında tutulan gıda maddelerinden almamızı söylüyorlar. Çay parası yerine kurtlu pirinç, çürümüş zeytin veriyorlar. Üstelik de dışarıdaki fiyatların iki kat fazlasına. Sonra da ne almışsak, alacağımız çay parasından kesiyorlar. Çay parası gelmiyor ama veresiyeler durmadan artıyor. Devlet bizi özele mahkum etti. Artık sayamıyoruz, kaç tane özel fabrika olduğunu: Alem Çay, Yeşim Çay, Of Çay, İkinci Hayat, Fidan(Lipton'a çalışıyor), Doğuş, Mert, Çevik, Sultan... Biz kadınlar ne yapalım, para gelmeyince, eve ekmek girmeyince, veresiye çoğalınca?”
“Üreten biziz yöneten de biz olmalıyız.”
Çay üreticisi kadınlar, var olan sömürü karşısında hukuksal yollara başvurmayı düşünseler de hak aramanın hukuksuzluğunu da “onlar güçlüler, işlerini bilirler” diyerek bilinçlerde yer eden bir sistem ve hukuk gerçekliği açığa çıkıyor. Karadeniz'de devletin, Çaykur'un özelleştirilerek temel geçim kaynağı çay tarımını yok etmeye dönük politikaları karşısında; çay üreticisi kadınlar, sokak eylemlerinde en ön saflarda yer alabiliyor.
Ürettiğinin, sömürüldüğünün bilincinde, erkek egemen anlayışın yansımalarının en berbatını yaşamakta ve bilmekteler. Alternatifi de kendi ağızlarından “Üreten biziz, yöneten de biz olmalıyız” sözüyle tamamlıyorlar.
HALKIN GÜNLÜĞÜ